Physical Address

304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124

Aynı Şirket, Aynı Kısır Döngü: Tohumdan İlaca, İlaçtan Aşıya Uzanan Sessiz Sömürü

Dünyanın gözü önünde, yıllardır sinsice işleyen bir sistem var: Tarım üzerinden başlatılan bir sömürü zinciri, halk sağlığını tehdit eden sonuçlarla son buluyor. Üstelik bu zincirin her halkasında kazanan daima aynı şirketler olurken, kaybeden yine biz oluyoruz — çiftçi, tüketici, vatandaş, yani halk.

İlk adım masum başlıyor: Tohum satışı. Fakat bu artık bildiğimiz, yerli tohum değil. Genetiği değiştirilmiş, patentli, kısırlaştırılmış, tekrar tekrar alınmak zorunda kalınan hibrit tohumlar… Yerli tohumun itibarını zedeleyip, onu ‘verimsiz’ diye etiketleyerek pazara giren bu tohumlar, doğanın dengesini alt üst edecek bir sürecin ilk kıvılcımı oluyor.

Tohumlar toprağa düştükten sonra böcekler artıyor. Peki bu sürpriz mi? Elbette değil. Çünkü bu hibrit ve GDO’lu tohumlar, doğal düşmanlarını çekmeye meyilli. Böcekler gelince bu sefer aynı şirket (ya da onunla bağlantılı olan diğer taşeronları) piyasaya bir çözüm sunuyor: “Al şu böcek ilacını sık.” Bu pestisitler (tarım ilaçları), sadece böceği değil toprağı, havayı, suyu ve o bitkilerle beslenen hayvanları da zehirliyor. Ve elbette insanı da.

İlaçlı bitkiler tüketildiğinde, zaman içinde kanser vakaları artıyor, karaciğer rahatsızlıkları, hormonal bozukluklar, doğurganlık sorunları baş gösteriyor. Ve yine aynı senaryo: Aynı küresel ağ, bu kez sağlık sektöründen kar etmeye başlıyor. “İşte çözüm, aşı olun, bu ilacı kullanın!”

Yani şirket önce sorunu yaratıyor, sonra o sorun için çözüm pazarlıyor. Dahası, bu zinciri kırabilecek yerli üreticiler, köylüler, bilim insanları ve araştırmacılar sistemin dışına itiliyor. Tohumlarını saklayan çiftçiye ceza veriliyor, yerli ilaç geliştiren bilim insanlarının projeleri desteklenmiyor.

Peki, bu çarka kim dur diyecek?

Ne yazık ki Türkiye’de Tarım ve Sağlık Bakanlığı uzun süredir “uyuyan bakanlık” haline geldi. Tarım Bakanlığı yerli tohum bankacılığına öncülük etmek yerine, ithal tohuma kolaylık sağlayan mevzuatları düzenliyor. GDO’lu ürünlerin ithalatı için kapıları sonuna kadar açıyor. Tarım İl Müdürlükleri, köylüyü destekleyeceği yerde, ithalatçı firmaların teknik broşürlerini çiftçiye dağıtıyor.

Sağlık Bakanlığı ise artan hastalık oranlarına rağmen gıda kaynaklı sağlık tehditlerine dair kapsamlı bir raporlama sunmuyor. Hangi bölgede hangi pestisitin yoğun kullanıldığı, hangi hastalıklarla ilişkili olabileceği gibi veriler kamuoyuyla paylaşılmıyor. Üstelik ilaç firmaları ile yapılan gizli anlaşmalar, şeffaflıktan uzak bir sağlık sistemi doğuruyor.

Bu süreç aynı zamanda bir millî güvenlik sorunudur. Kendi tohumunu üretmeyen, ilacını dışarıdan alan, aşılarda tamamen dışa bağımlı hale gelen bir ülke, sadece sağlığını değil bağımsızlığını da yitirir.

Artık uyanmak zorundayız.

Her köyde tohum sandıkları kurmalıyız.

Tarım ilacı yerine biyolojik mücadele yöntemlerine dönmeliyiz.

Sağlık sisteminde koruyucu hekimliği öncelemeli, hastalığı önleyen besin zinciri için yeni politikalar üretmeliyiz.

Bakanlıklar, özel şirketlerin değil halkın bakanlığı olmalıdır.

Tohumu, ilacı ve aşıyı aynı şirketin eline bırakırsanız, gıdanız, sağlığınız ve geleceğiniz ipotek altındadır. Bu döngüyü kıracak olan biziz; farkındalıkla, bilinçle ve milli iradeyle…

Newsletter Updates

Enter your email address below and subscribe to our newsletter

Leave a Reply