Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124
Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124

Dünya Sağlık Örgütü’nün 78. Dünya Sağlık Asamblesi’nde “Salgın Anlaşması”nın kabul edilmesiyle birlikte insanlık tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Fakat bu, özgürlüklerin ve ulusların bağımsızlıklarının güçlendiği değil, küresel denetim ağlarının daha da keskinleştiği bir dönemdir. Türkiye bu tarihi dönemeçte ya kendi ilaç sanayisini kuracak ya da ‘kobay ülke’ olma riskini üstlenecektir.
DSÖ Anlaşması: Sağlık mı, Küresel Denetim mi?
DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’un “Dünya artık daha kontrolümüzde” sözleri, küresel sağlık düzeninin geldiği noktayı açıkça göstermektedir. Resmi rakamlara göre 124 ülkenin lehte oy kullandığı “Salgın Anlaşması” aslında tıbbi bir iş birliği protokolünden çok, ülkelerin sağlık politikaları üzerinde baskın ve bağlayıcı bir kontrol mekanizmasının devreye alınmasıdır.
DSÖ’nün gelecekteki salgınlara karşı neyin “tehdit”, hangi uygulamaların “zorunlu”, hangi tedavilerin “tek geçerli çözüm” olduğuna karar verme yetkisi, artık fiilen küresel bir sağlık vesayetinin kurulması anlamına geliyor. Türkiye gibi sağlık sisteminde dışa bağımlı ülkeler için bu anlaşma bir güvenlik açığı, ekonomik tehdit ve halk sağlığı riski anlamına geliyor.
İlaç Sanayi: 21. Yüzyılın Savaş Cephesi
Petrol, doğalgaz ve silah endüstrilerinden sonra en stratejik sektör artık ilaç ve biyoteknoloji sanayisidir. Bugün dünyada dönen yıllık ilaç ticareti hacmi 1.5 trilyon doları aşmış durumda. Bu sektör sadece ticari değil, politik bir araç olarak da kullanılmaktadır.
Uluslararası ilaç kartelleri (Big Pharma), sadece insan sağlığı üzerinde değil; devletlerin ekonomi politikalarında, tarımda, eğitimde hatta anayasalarında bile etkili olabilecek güce ulaşmıştır. Aşılar, genetik müdahaleler, moleküler tedavi sistemleri artık birer bilimsel gelişme değil, birer hegemonya aracına dönüşmüştür.
Türkiye Ne Yapmalı?
Türkiye’nin bu yeni küresel denklemde “bağımsız kalabilmesi” için yapması gereken en acil hamle, Milli İlaç ve Biyoteknoloji Sanayiini kurmak ve güçlendirmektir. Çünkü bu sektör;
Stratejiktir: Savaş ve salgın gibi kriz dönemlerinde dışa bağımlılık ölümle sonuçlanabilir.
Ekonomiktir: Türkiye’nin yılda milyarlarca dolar ödediği ithal ilaç ve tıbbi malzeme bağımlılığı son bulur.
Siyasi Egemenliktir: Halk sağlığı üzerinden yürütülen uluslararası baskılar etkisiz hâle gelir.
Milli Güvendir: Siber saldırılar, biyolojik tehditler ve dezenformasyonlara karşı ülke dayanıklı hâle gelir.
Tarihî Bir Fırsat: Yerli Bilim, Yerli Sanayi
Türkiye, Osmanlı’dan günümüze sağlık alanında önemli bilim insanları yetiştirmiştir. İbni Sina, Sabuncuoğlu Şerefeddin, Hulusi Behçet gibi isimler Türk tıbbının dünyaya yön verdiği şahsiyetlerdir. Bugün de bu mirasın üzerine yerli Ar-Ge merkezleri, üniversite-sanayi iş birlikleri ve kamu destekli teknoloji üsleriyle bir “Milli İlaç Endüstrisi” kurulmalıdır.
Milli İlaç Kurumu acilen teşkil edilmeli, ithalat kalemleri azaltılmalı, ilk etapta antibiyotik, ağrı kesici, kanser ve kalp ilaçlarında yerli üretim oranı %80’in üzerine çıkarılmalıdır.
Türk Tabipler Birliği ve DSÖ’nün Gölgesi
TTB’nin ismindeki “Türk” ibaresi ile icraatlarındaki “küreselci” çizgi arasındaki tezat halk nezdinde ciddi bir güven kaybı yaratmaktadır. Özellikle pandemi döneminde halkı değil, DSÖ kararlarını savunma refleksi kurumsal kimliği tartışılır hâle getirmiştir. Artık tıp birlikleri, bilim insanları ve akademisyenler safını netleştirmeli: ya milletin sağlığının yanında olunacak ya da küresel ilaç tekellerinin…
Son Söz: Türkiye Kobay Olmamalı!
Tarihe not düşüyoruz: Dünya Sağlık Örgütü’nün “Salgın Anlaşması” aslında küresel güçlerin “tek tip insan” modelini hayata geçirme planlarının bir parçasıdır. Bu plana karşı durmanın en meşru ve milli yolu ise bağımsız ilaç sanayisi ve yerli biyoteknolojik üretimdir.
Türkiye bir an evvel bu alanda devrim niteliğinde bir strateji uygulamalı, ilaçta dışa bağımlılığı ortadan kaldırmalı, sağlıkta millî egemenliğini yeniden tesis etmelidir.
Ya kendi ilacını üretirsin, ya seni başkaları ilaca boğar…